bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

perabet giris adresi canli casino perabet 1xbet bahis kacak iddaa alanya escort bayan antalya escort bodrum escort seks hikayeleri sex hikayeleri seks hikayesi izmit escort porno izle

görükle escort escort bayan elit bayan escort escort kızlar bursa vip bayan eskort escort bayanlar escort

istanbul escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Temmuzun Onbiri Günlerden Pazar

Mersin cayır cayır; durulacak gibi değil!

Kendini ya denize atacaksın ya da yaylaya.

Ben ikincisini seçtim. Sahilden bin iki yüz metre yukarılara, Toroslara…

 

Toprak, sıcaktan tütse de çınar altları yaşamaya değer.

 

Hemen yanı başımdaki pınar köpük köpük, çağıl çağıl!

 

Koşuşturulan demli çayları yudumluyoruz.

Oh be, dünya varmış!

 

Birer çay daha, birer çay daha!

Ben bir ayran alsam, diyorum; şöyle köpüklü, buz gibi yayık!

 

Yok, diyor kahveci; şaşırıyorum. Yaylada ayran olmaz olur mu hiç!

Acı acı gülümsüyor ihtiyar bilgelerden biri; yaylada davar mı bıraktılar ki yoğurt olsun, ayran olsun diyor.

 

Derin bir iç geçiriyor bir diğeri; bunlar , diyor, elin gavuruna muhtaç etti milleti; davarcılık sizlere ömür buralarda. Yaylacılar sütü, yoğurdu şehirden getirir oldular yıllar yılı.

Eskiden öyle miydi ya! Diye lafa giriyor bir başkası ve devam ediyor:

Herkesin en az bir ineği, birkaç keçisi, koyunu olurdu. Rahat rahat besler, çoğaltırdık.

Keser mangallardık; kavurur kazanlardık. Nerdeyse iki kışlık peynir tulumlardık, atardık kilerin bir köşesine. Kalanı da una, şekere çevirirdik. Herkes kendine yeterdi buralarda, kendi yağınla kavrulur giderdi vesselam!

Şimdi?

Çoluk çocuk süte hasret, et, kurbandan kurbana; o da belki!

Sorduğuma soracağıma pişman ettiler beni. Dilim kopsaydı da “ayran” demeseydim keşke!

Buğday deseydim, tütün deseydim, fındık deseydim ne fark ederdi sanki!

Her şey ortadaydı aslında.

 

Yaylada da kışlada da köylü perişan, köylü kan ağlıyor,köylü yanıyor.

Köylü yüreğini serinletecek bir dil arıyor, umut arıyor, önder arıyor.

 

Öyle kuşkulu kuşkulu bakıyorlar ki yüzlerimize;yüzlerinde yıllardır kandırılmış olmanın ezikliği… Yüzümüz kızarıyor.

Sahilden binlerce metre yukarılarda durum bu.

Yüreğin götürecekse git de bir bak istersen; hele bir deşiver içlerini de bir gör…

Köylü milletin efendisidir, demişti Atatürk.

Öyle olmasını istiyor , özlüyordu besbelli.

Ama öyle değil işte.

Gözlerimle gördüm.

 

Temmuz /Mersin..

Mustafa Esmer Cengiz

11.07.2021 13:38 - +90 535 086 31: Köşe yazım

11.07.2021 17:02 - Salih: ‎PTT-20210711-WA0000.opus (dosya ekli)

3.08.2021 13:49 - Salih: https://photos.app.goo.gl/7hSjMHtNGCUC1XUu8

30.09.2021 00:58 - +90 535 086 31: ADI EYLÜL’DÜ...

 

Ne zamandır özlediğimiz yağmurlar da başlamak üzere.

 

Toprak buram buram.

 

Sarıdan turuncuya, turuncudan bakır rengine dönüşen  son yapraklar da düştü böylece.

Ağaçlar bahara kadar çıplak artık.

Serinledik, bir ürpertidir sardı bedenimizi.

Mevsim eylül, hüzünlü ay.

Tersine göçler başladı.

 

Yaylaların tadı kalmadığından değil, zorunluluktan.

 

Mevsim eylül.

 

Benim derdimse bambaşka.

Eylül’ü düşünüyorum.

 

Acaba yine aynı barda mıdır. Aynı öyküsünü mü anlatıyodur masa masa.

 

Anlatmaktan usanmadığı aynı oyküyü mü!

 

Daha on dörtündeydi evlendiğinde hani, bir çocuklu dul kalışını mı on altısında, aç açık sokaklara düşüşünü mü…

 

Ne kadar da bana benzirordu bazı yönleriyle.

Bankamatik kulubelerinde, banklarda, barakalarda sabahlayışlarımız.

 

Gerçek adı Eylül müydü  bilemem¸ama eylülün bütün renklerini taşıyor gibiydi tanıdığımda,

 

Tanımaz olsaydım.

 

Hala kulaklarımda çınlayan o müziği iştmez olsaydım.

 

Bi güzel demlenmiştik o yol üzeri barda. Hoş sohbet bir geceydi.Ne güzel evime gidiyordum.

 

Şeytana uydum, o barda buldum kendimi.

Onu tanıdım, öyküsünü dinledim.

 

Tanımaz olsaydım keşke, onun öyküsünü dinlemez olsaydım.

 

Tepeden tırnağa hüzün, umutsuzluk, umarsızlık…

 

Küçümseyerek bakan gözler

İçimize çöken,canımızı yakan ötekileştirmeler…

 

Yarım saate, bir saate kalmaz dönerim diyerek bardan çıkışları.Tekrar dönüşü, tekrar ayrılışları…

 

Giderken de, dönerken de yapraklar gibi savruluşları…

 

Günlerdir bir paslı çivi gibi beynimde zonk zonk.

 

Acaba yine o barda mıdır bilemem.

Özlemiş miyim, yoksa o paslı çiviyi kafamdan söküp atmanın zamanı mı geldi bilemem.

 

Eylül beni çağırıyor anlaşılan, evde öylece oturup pinekleyemem bu saatten sonra.

 

Şansımı denemeliyim, uyuyamam yoksa. Rakı, Bira kar etmez. Ben kendimi bilmez miyim.

 

Gittim.

 

Bar aynı bar,müzik aynı müzik, ışıklar aynı,

Sanki bir tek o yoktu oratalarda.

Nasılsa  yarım saate, bir saate kalmaz döner diye düşündüm; dönmedi.

Soramadım da, soramazdım da. Oraya Eylül için gittiğimi bilmemeliydi hiçkimse.

Öyle işte.

İçkimi yarım bıraktım, kalktım.

Sarıdan turuncuya; turuncudan bakır rengine dnüşmüş  ıslak yapraklara basa basa evin yolunu tuttum.

 

Gel de içme dedim kendi kendime; sabaha kadar içtim.

 

Acaba nerelerdedir diye düşündüm. Acaba çocuğu okula başlamış mıdır; servis sorununu çözebilmişmidir… Acaba bilmediğimiz kaç Eylül  vardır şu an,şu şehrin sokaklarında, barlarında…

 

Eylülde Eylül’leri düşünürken sızıp kalmışım sabaha karşı.

 

Adı Eylül’dü; mevsim eylüldü.

 

Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz ve en içli şairi Turgut Uyar'ın dediği gibi,  Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle…

 

Mustafa Esmer Cengiz

 

Bu yazı 1579 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum